|
Köşe Yazıları -
Yasemin DİNÇ
|
|
Yazar Hakan
|
|
Pazar, 07 Şubat 2010 15:35 |
|
BİLİNMEZLİK..
Bilinmez bu kaçıncı çığlığı beni saran varlığımın
Kaçıncı benliğimden çıkışı esaretimin
Ve kaçıncı benim ben olamayışım ve gururumun arkasına sığınışım
Niye böyle ki içimdeki ben
Yine sığınıyorum kendime
Konuşasım var kendimle bu gece
neden bir kere daha sen olamıyorsun niye bu gizlenmeler
Neden içinden geleni gizliyorsunki
Ne kaybedeceksin ki, geleceğe dair
ya böyle seni senden kaybedersen
Bilinmez …
cevaplar içimde saklı çıkmasın cevaplarım hep bende hüküm sursun
Neydin ki sen yıllar öncesinden habercisi olduğun bir fırtına mı
Yada yıllar öncesinden bir masalla bana gelen kahraman mı
Bir oyma mıydın tarihin derinliklerinden bana sunulan
Yada bir özlem miydin özlediğim
Bilmiyorum ki…
Ama her neysen benliğimi benden almak üzere olduğun kesin
sana sunamaya hazırlanmak içimdekileri
Sana paylaşmak isteyişim yarınlarımı
Yani ortak etme isteyişim seni geleceğime..
Sabahlarıma aksamlarıma ….
Bilmiyorum bu bekleyişin sonunu
Evet evet bir bekleyiş içinde buluyorum kendimi sana dair
İsteklerimle içindeki ben arasında
İlk kez ben olamayışım..
Kendimden de kaçmak isteyişim
Benliğimi yıkmamak için bir kez daha
Bir dağın içi yarılsa da alsa beni topraklarına
Çığlığı mı ben bile işitmesem
Ağlasam hıçkırırcasına
Ben bile hissetmesem gözyaşlarımı sen duysan taa uzaklardan
Ya da bir uçurum çiçeği olsam sana
hep seni beklemiş bir dağ yamacında..
Koparacağın yada güzelliğine bakacağın bir gün gelmesi için..
Ya da ne bileyim bir deniz mi olsam senin için
Güneşi sabah kaldırsam gökyüzüne
birer birer düşürsem güneş damlalarını enginlerine..
Ne olmam gerekli senin için bilemiyorum
yada sadece ben olsam yani sendeki sen olsam bu yeter miydi sana
Sorular bende yanıtsız çünkü cevaplarım sende saklı .
açacak mısın cevapları bana çaresizce susmamacasına
Bir yarımda sen olacak mısın her şeye inat…..
Off yine bilinmezlikler içinde kendimden geçme zamanını yaşıyorum
yine benle ben başbaşayız ,
yine çaresizim çaremin ben olduğunu bile bile
Yada çaresizim çare sensin diyerek
ve ben yine seyrediyorum benliğimde oluşmaya başlayan seni..
ve korkuyorum kendimi kaybetmekten
sende ben olamamaktan korkuyorum….
ama sana belli etmiyorum beni..
içimde saklıyorum seni
susuyorum yine
söz bitiyor bende……..
|
|
Pazar, 07 Şubat 2010 15:37 tarihinde güncellendi |
|
|
Köşe Yazıları -
Yasemin DİNÇ
|
|
Yazar yasemin
|
|
Çarşamba, 30 Eylül 2009 09:30 |
|
MUCİZE
Bazen insan hayatındakilerin kıymetini bilmez, derler ya işte öyle klasik bir
sözle başlıyorum. Kimileri evet ya söylemesi dile kolay der kimileri bunu
gerçekten uygular. Bazen karamsarlık çöker gecenin en karanlık anlarında zaten
gece ortası böyledir. Hüzne salar insanı, ruhunun en derin yerlerindeki en derin
karanlıklarla boğuşturur. Olamadıklarımızı düşünürüz belki de olmak
istediklerimizi. Ama elimizdekileri unuturuz.
Bir mucizeyi çok uzakta aramak gerekmiyor bence. Hepimizin hayatında bir mucize
olmuştur. Önemli olan bunu adlandırmaktır ve fark etmektir. Gülümsemeyi çoğu kez
eksik ediyoruz yüzümüzden ama gülümseyince biliyorum ki farklı bir ışık
yayılıyor içimize. Ve de etrafımıza…
Bir dağın içinde hissederiz kendimizi çoğu zaman yalnız, yapayalnız. Sesimizi
biz bile duyamayız. Bir el mi bekleriz bizi oradan çıkarması için. Ama ordaysak
orayı renklendirmeyi unuturuz. İnsan psikolojisi böyledir. Genel de
olumsuzluklar aklımıza gelir.
Belki yaşadığımız şehre uyum sağlayamadık, sevemedik orayı. Hep şikayet ettik.
Ama sevmeyi denemedik. Oradaysak mutlu olmanın ip uçlarını fark etmedik. Sanırım
önemli olan mutlu olmayı beklemek değil, mutlu olmak için çabalamak. Ama her
şeyin en önemlisi de kendimizi sevmemiz.
Kendimizle ne kadar barışık bir durumdayız. Kendimizin hatalarıyla
yüzleşebilecek kadar cesur muyuz? Yada verdiğimiz kararları uygulamada ne kadar
cüretkariz? İçimizdeki potansiyelin farkında mıyız peki ? kendimizi ve de
benliğimizi doyuracak farklı ne yaptık? Beklide içimizde bir yerlerde
keşfedilmeyi bekleyen gizil güçlerimiz vardır.
Mutlu olmak demek her istediğimizin olması demek değildir. Ruhumuzu
doygunlaştırmaktır bence mutluluk. Kimi bunu sevdiği bir insanla yapar kimi ise
fotoğraf çekerek. Kimi bir insana aşık olur mutluluk hisseder, kimi denize aşık
olur. Dalga sesleriyle yalnızda olsa ruhunu dizginler. Kimi entelektüel bir alan
seçer, kendini o yönde doyurur. Kimi aileyi seçer eşine çocuğuna ayırır kendini.
Şunu da unutmamak gerekir herkesin mutluluğa bakışı farklıdır. Bir insanı mutlu
eden bir şey başkasını da mutlu edecek diye bir şey yok.
Ben her sabah sağlıklı olarak uyanmanın beni gülümsetmeye yettiği insanlardanım.
Ama başkasına bu basit gelebilir. Ve yine sıradan bir gün diyebilir.
Elimizdekilerin elimizde olmadığını anladığımızda iş isten çok geçmiş olabilir.
Gözlerimiz olduğu için ve şuan bu yazıyı okuyabildiğimiz için mutlu sayabiliyor
muyuz kendimizi?
Ya gözlerimiz olmasaydı. Denizi soracaktık bize su renginde diyeceklerdi. Ama
biz suyun rengini ve şeklini bilemeyecektik. Gökyüzüne bakmayı çok isteyecektik
parlayan güneşin ışıltılarını üstümüze bırakmasını gözlemlemek isteyecektik
beklide ama yapamayacaktık. Her şeyden önemlisi kendimizi bir aynada görmek
isteyecektik ama kendimizin bile neye benzediğini bilmeyecektik. Gözlerimizin
güzelliğini öğrenemeyecektik.
İşte bakın sanırım mutlu olmak için bir çok sebebimiz var. İnsanın düşünceleri
neyse duyguları da o yönde şekil alır. Bence düşüncelerimize pozitif olmayı
eklemeyi unutmamalıyız.
Herkesin bir mutluluk mucizesi vardır. Haydi o nu keşfetmeyi deneyin...
|
|
Çarşamba, 30 Eylül 2009 10:23 tarihinde güncellendi |
|
Köşe Yazıları -
Yasemin DİNÇ
|
|
Yazar yasemin
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 00:58 |
|
Bazen kelimeler hecelenir dilimin ucunda. Kimi zaman sevgisizliğe inat kimi zamansa hoşgörüsüzlüğe inat.
Bir an gözlerimi ufka dalarken yakalıyorum. Eğitimci olmak diyorum. Ve benliğimi benle sohbet ederken buluyorum. Varlığımın esaretinden çıkıyor kelimelerim ve özgürleşiyor saniyeler geçtikçe.
Bir eğitimciyim ben diyorum. Belli temellerim sağlam olmalı. Onlar yoksa bende eksikliğimi fark ediyorum hayalimde de olsa. Hoşgörü yoksa sevgi yoksa neyi büyütebilirim ki benliğimde. Derste yaramazlık yapan minicik bir kalbi nasıl susturabilirim, o yüreği incitmeden nasıl derse katabilirim, nasıl eğitebilirim küçük ama bir o kadar büyük dünyaları. Sevgim yoksa onlara karşı nasıl gösterebilirim bir abla şefkatini yada bir arkadaş sıcaklığını geleceğin umut tarlalarına.
Kimim ki ben ? Dağları geçebilir miyim ki yada bir ağacın köklerinden daha derine inebilir miyim ? O zaman ne gerek var kibre, hoşgörüsüzlüğe ve sevgisizliğe. Bakın bir gülümseme nasılda heyecanlandırıyor minik Ayşe’yi. Ya Mehmet nasılda gülümseyebiliyor saçını okşayınca. Bir de Aliye bakın “öğretmenim beni de sevin” der gibi nasılda bakıyor içten ve samimice. Hepside sevgiye muhtaç yürekler.
Şimdide kendime soruyorum nasıl bir eğitimci ? Öyle bir eğitimci olmalıyım ki aile sevgisi göremeyene onu yaşatabilen ailesinden sevgisini alana da işte aileden biri dedirtebilen bir eğitimci. Havada dolanan minik parmakları ürkütmeden güneş saçan o hayal dünyalarını korkutmadan hoş görebilmek onları. Emek harcamak ve emeğe değebildiğini görebilmek önemli olan.
Bugün Mehmet’in karnı ağrıdığı için derse ilgisiz demeyi başarabilmek yada sokakta size hızla çarpan birine önemli değil derken gülümseyebilmek. En hırçın kavgalar hoş göremediğimiz için çıkmıyor mu yada kendi kendimizi yemek atasözü nereden geliyor? Hayır kelimesini de evet kelimesi gibi aynı metanetle kabullenmeyi unutabiliyoruz çoğu zaman.
Oysa sudaki balıklar dans etmiyor mu denizle. Ya deniz her gün hissettirmiyor mu sıcaklığını kum tanelerine. Peki ya güneşe ne demeli düşürmüyor mu her gün ışıltılarını kocaman enginlere.
Sanırım bütün mesele bu. Karanlık da dahi bir mum yakabilmek. Güzeli görebilmeyi başarabilmek. Etrafımızı aydınlatabilmek. Umut etmek ve onları canlı tutabilmek. Evet eğitimci olmak zor. Ve ben bir eğitimciyim eksiklerimi tamamlamaya çalışan. Aydınlık bir yol isteyen. Zoru başarmak bu olsa gerek.
|
|
Pazar, 06 Eylül 2009 22:42 tarihinde güncellendi |
|
|
|
|
|
|