|
Köşe Yazıları -
Çiğdem DEMİR
|
|
Yazar çiğdem
|
|
Salı, 24 Kasım 2009 19:49 |
|
New Page 1
Tekrar
merhaba…
2.yazımı
çocuklarımızın zeka gelişimlerine ayırmak istedim.
Çocuğun
kasları gelişmek için nasıl egzersizlere muhtaç ise kafasıda aynı şekilde
egzersize muhtaçtır.Okul çağına kadar evde hapsedilen bir çocuğu bu
egzersizlerden mahrum etmeğe hakkımız yoktur.Evde durmadan engellenen çocuk
anaokulunda gerekli alanı bulur.Çocuk bir şeyler inşa etme çabası
içindedirler.Çocuk önüne yığılan eşyaları parçalara ayırır ve daha sonra tekrar
bir araya getirir.Bütün bunları yaparken de zekasını kullanır ve
geliştirir.Halbuki bunları evdeki yalnız bir çocuk yapmaya kalkınca ev bir savaş
alanına döner ve anne çileden çıkar,çocuğu cezalandırır.Halbuki bir anaokulu
bütün eşyalarını,malzemelerini,proğramlarını çocuğun bu gelişme çabalarına göre
ayarlamıştır.
Çocuklar
kendileri için ilginç olan işlerle,oyunlarla meşgul olurlarsa elbette zekaları
gelişecektir.Bunun içinde en uygun ortam okul öncesi kurumlardır.Okul öncesi
eğitime tabi tutulan bir çocuğun diğer çocuklara nazaran sosyal,mekanik ve soyut
zekaları bakımından daha ileri oldukları gerçektir.Okul öncesi eğitimin bu
yönden gelişime yardımcı olması göz ardı edilemez…
Bir sonraki
yazımda buluşmak üzere…Kendinize ve çocuklarımıza iyi bakınJ
|
|
Salı, 24 Kasım 2009 20:33 tarihinde güncellendi |
|
Köşe Yazıları -
Işın GÜLTUTAN
|
|
Yazar Işın
|
|
Salı, 10 Kasım 2009 20:30 |
|
Ulu Önderimiz, Yüce Atamız,
Liderimiz Atatürk’ün Anısına;
Gün 10.Kasım.1938, saat dokuzu
beş geçiyor. Çakmak çakmak bakan mavi gözler kapandı. Tüm yurtta ve cihanda
güneş söndü, hayat durdu. İcraatlarıyla yüzyıla, daha sonraki nesillerin
kaderini değiştiren yüce liderimiz artık yoktu.
Mustafa Kemal; beden, zihin,
ahlak, ruh ve duygu bakımından üstün karaktere sahip olan bir liderdi. O; üstün
kişiliğiyle, geniş dünya görüşü, ve yaratıcı, mantıklı ve gerçekçi liderliğiyle
ömrü boyunca milleti için çalıştı, milleti için yaşadı ve canını feda etmekten
kaçınmadı. Çanakkale savaşlarında ön saflarda savaştı ve hayati tehlike atlattı.
Sakarya savaşında ise ayağı kırılsa da cepheyi terk etmedi. Vatanı ve milleti
için her şeyini feda etmeye hazır olduğunu şu sözü ile açıkça ifade etmiştir: "Yurt
toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için
fedaiyiz. Fakat sen Türk Milleti'ni ebedî hayatta yaşatmak için feyizli
kalacaksın."
Milletinin kendi topraklarında
yaşam hakkı elinden alınmak üzereydi, milletini korudu. Topraklarına sahip
çıkarak bölünmez birlik ve beraberliğimizi korudu. Devleti yıkılmıştı, devlet
kurdu. Kurduğu devlette hakimiyet milletin oldu. Milletin adı devletin adı oldu.
Eğitimden, spora, ekonomiden, tarıma, ilimden, sanata, fene her alanda
yenilikleri ile Türk milletinin dünyasını aydınlattı. Kendi milletini dünyanın
en onurlu milletinden asla geri, asla güçsüz görmedi, göstermedi.
Atatürk, çocukları ve gençleri
çok severdi ve onların en iyi şartlarda yetişip yükselmesini isterdi. Çünkü yeni
nesillerinin ancak eğitim ve bilgi yönünden sağlıklı yetiştirebilirse Milletinin
yükseleceği düşüncesini taşıyordu. Atatürk; belirlediği hedefler doğrultusunda
bu düşüncesini hayata geçirmek için önce öğrenimi güç olan yazıyı değiştirmekle
gerçekleştirebilirdi. Her medeni milletin kullandığı Latin harflerini kullanarak
harf devrimini yaptı. Bundan sonrası "Muasır medeniyet seviyesinin üstüne
çıkarmak" görevi öğretmenlerimize düşüyordu. Onlara olan inanç ve güvenini
şu cümleleriyle açıklamıştır: “Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak
öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğitimciden yoksun bir millet, henüz millet namını
almak istidadını keşfetmemiştir. Dünyanın her tarafından öğretmenler insan
topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır. “
“Muallimler! Yeni nesli,
Cumhuriyetin fedakar öğretmenleri ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve
yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve
fedakarlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.”
Mustafa Kemal Atatürk demek; Tam
bağımsızlık ve Milli Egemenlik demek, Milli Birlik ve beraberlik demek, Yurtta
Sulh, Cihanda Sulh, Çağdaşlaşma, Bilimsellik ve Akılcılık, İnsan ve insanlık
sevgisi demek, kısaca Türk milleti demektir.
Engin zekası ve ileri görüşlü
ufkuyla köklü değişiklikler yaparak, siyasal, toplumsal, ekonomik alanlarda
İnkılaplarını gerçekleştirmiştir. Atatürk devrim ve ilkeleri bir bütündür. Bu
bütünlükle, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmayı amaçlamıştır.
“Biz büyük
bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.”
diyen Atamız, yalnız
geçmişte büyük hizmetler yapmış bir lider değildir. Eserleriyle ve
düşünceleriyle, kendi Milleti'nin gerekse başka milletlerin geleceğine ışık
tutmaya devam eden bir liderdir.
Yüce Atamızın aramızdan
ayrılışının 71. yılında özlemlerimi dile getirmek istiyorum ve O’nu şükranla
anıyorum. Rahat uyu Atam, izindeyiz!
|
|
Salı, 10 Kasım 2009 20:54 tarihinde güncellendi |
|
|
Köşe Yazıları -
Işın GÜLTUTAN
|
|
Yazar Işın
|
|
Pazartesi, 26 Ekim 2009 21:44 |
|
Selam Tüm Dostlara Yeniden;
Yazılarıma uzunca bir süre ara
vermek zorunda kaldığımın nedeni, yeni eğitim öğretim döneminin açılması ve hoş
ama yorucu bir telaş içine girmemizdir. Bu uzun dönemde neler yaşandı, neler
yaşanmalıydı veya nelerin yaşanmaması gerekliydi, biraz bunlardan bahsetmek
istiyorum.
Yaz dönemi kimi eğitim
çalışanlarına tatil olanağı sağlasa da, biz idareciler olarak okulun ve binanın
eğitim öğretime hazırlanması, yeni öğretim programlarının oluşturulması, yeni
öğrenci alınması için kontenjanların belirlenerek kayıtlarının yapılması için
güzel fakat bir o kadar zor bir süreçtir.
Eğer kurumunuz merkezi bir
yerdeyse tadilat, kırım döküm, tesisat, boya, temizlik gibi beden gücüne ihtiyaç
olan işler imkanlar ölçüsünde daha kolay aşılabilmektedir. Ancak imkanınız
kısıtlıysa yoktan var etmek tahmin edildiği kadar kolay olmayacaktır. Zaten bu
işleri aşabilmek için personel yetersizliği her bölgede yaşanmaktadır. Buda
yaşanan sorunları daha da artırmaktadır. Diğer birçok Kamu’da sadece kadro bulup
oturarak mesai dolduran personel varken, Milli Eğitim Bakanlığında personel
kısıtlamasına neden gidilir buda anlaşılmaz bir durumdur. Milli Eğitimimiz diğer
Bakanlıklar kadar personel yönünden şanslı değildir. Ayrıca bu tarz işlere
yeteri kadar ödenek ayrılmadığı için her kurum kendi yağıyla kavrulmaya
çalışmaktadır.
Okulların derslikleri,
atölyeleri, laboratuarları alabileceği kontenjanları belliyken, üst düzey
bürokratların göndermiş olduğu zorunlu kayıtlarla dersliklerdeki öğrenci sayısı
oldukça kabarmış ve sağlıklı eğitim vermek bir o kadar zorlaşmıştır. Bunların
yanında ilköğretimlerde adrese bağlı kayıt sisteminin yer aldığı e-okul sistemi
bu sene birçok bölgede tamamen oturmuş ve sistem kesintisiz ve düzenli
işlemektedir. Kayıtlardaki şeffaflık veliyi memnun etmektedir. Orta öğretimde
kısmen sistem devam etse de öğrenci velilerinin öğrencisinin ders programını,
devamsızlığını, sınav tarihlerini ve notlarını izlemesi açısından yine olumlu
bir adımdır.
Orta öğretimde; yeni ders
programlarını oturtmuşken, 11/09/2009 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Talim
Terbiye Kurulu 151 sayılı kararı yayınlanmış ve haftalık ders saati sayıları
değişmiştir. Bu nedenle yaz dönemi yapılan hazırlıklar, tüm çalışmalar yeniden
yapılması gerekmiştir. Üstelik haftalık ders saati sayıları artması ile birlikte
eğitim öğretim sabah daha erken başlayıp, akşam geç saatlere kadar sürmektedir.
Tüm bu zaman zaman olumlu ve
kimi zamansa olumsuz koşullar içinde hepimizin amacı; yılmadan, yorulmadan,
birlik beraberliğimizi bozmadan, Türk milletine yeni beyinler kazandırmak,
geleceğin temsilcisi olan çocuklarımızı en iyi şekilde eğitmek ve geleceklerini
hazırlamak dolayısıyla Türkiye’mizin geleceğinde de emeklerimizle rol almak
olacaktır.
Cumhuriyetimizi emanet
edeceğimiz çocuklarımızı, Atatürk’ün ilkeleri ışığında; çağdaş, dürüst,
çalışkan, hoşgörülü, topluma karşı saygılı, içinde insan, yurt, millet sevgisi
taşıyan, kendini sürekli yenileyen gençler olarak yetiştirmek en büyük
görevimizdir ve bu bayrağı sonuna kadar taşıyacağız. Martı Jonathan Livingston
misali yetiştirdiğimiz gençlere bayrağı devredeceğiz. Sanmıyorum ki
mesleğimizdeki bu haz diğer mesleklerde bulunsun.
2009-2010 Eğitim öğretim yılının
başarılarla geçmesi dileğiyle sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Işın GÜLTUTAN
|
|
Pazartesi, 26 Ekim 2009 22:28 tarihinde güncellendi |
|
Köşe Yazıları -
Yasemin DİNÇ
|
|
Yazar yasemin
|
|
Çarşamba, 30 Eylül 2009 08:30 |
|
MUCİZE
Bazen insan hayatındakilerin kıymetini bilmez, derler ya işte öyle klasik bir
sözle başlıyorum. Kimileri evet ya söylemesi dile kolay der kimileri bunu
gerçekten uygular. Bazen karamsarlık çöker gecenin en karanlık anlarında zaten
gece ortası böyledir. Hüzne salar insanı, ruhunun en derin yerlerindeki en derin
karanlıklarla boğuşturur. Olamadıklarımızı düşünürüz belki de olmak
istediklerimizi. Ama elimizdekileri unuturuz.
Bir mucizeyi çok uzakta aramak gerekmiyor bence. Hepimizin hayatında bir mucize
olmuştur. Önemli olan bunu adlandırmaktır ve fark etmektir. Gülümsemeyi çoğu kez
eksik ediyoruz yüzümüzden ama gülümseyince biliyorum ki farklı bir ışık
yayılıyor içimize. Ve de etrafımıza…
Bir dağın içinde hissederiz kendimizi çoğu zaman yalnız, yapayalnız. Sesimizi
biz bile duyamayız. Bir el mi bekleriz bizi oradan çıkarması için. Ama ordaysak
orayı renklendirmeyi unuturuz. İnsan psikolojisi böyledir. Genel de
olumsuzluklar aklımıza gelir.
Belki yaşadığımız şehre uyum sağlayamadık, sevemedik orayı. Hep şikayet ettik.
Ama sevmeyi denemedik. Oradaysak mutlu olmanın ip uçlarını fark etmedik. Sanırım
önemli olan mutlu olmayı beklemek değil, mutlu olmak için çabalamak. Ama her
şeyin en önemlisi de kendimizi sevmemiz.
Kendimizle ne kadar barışık bir durumdayız. Kendimizin hatalarıyla
yüzleşebilecek kadar cesur muyuz? Yada verdiğimiz kararları uygulamada ne kadar
cüretkariz? İçimizdeki potansiyelin farkında mıyız peki ? kendimizi ve de
benliğimizi doyuracak farklı ne yaptık? Beklide içimizde bir yerlerde
keşfedilmeyi bekleyen gizil güçlerimiz vardır.
Mutlu olmak demek her istediğimizin olması demek değildir. Ruhumuzu
doygunlaştırmaktır bence mutluluk. Kimi bunu sevdiği bir insanla yapar kimi ise
fotoğraf çekerek. Kimi bir insana aşık olur mutluluk hisseder, kimi denize aşık
olur. Dalga sesleriyle yalnızda olsa ruhunu dizginler. Kimi entelektüel bir alan
seçer, kendini o yönde doyurur. Kimi aileyi seçer eşine çocuğuna ayırır kendini.
Şunu da unutmamak gerekir herkesin mutluluğa bakışı farklıdır. Bir insanı mutlu
eden bir şey başkasını da mutlu edecek diye bir şey yok.
Ben her sabah sağlıklı olarak uyanmanın beni gülümsetmeye yettiği insanlardanım.
Ama başkasına bu basit gelebilir. Ve yine sıradan bir gün diyebilir.
Elimizdekilerin elimizde olmadığını anladığımızda iş isten çok geçmiş olabilir.
Gözlerimiz olduğu için ve şuan bu yazıyı okuyabildiğimiz için mutlu sayabiliyor
muyuz kendimizi?
Ya gözlerimiz olmasaydı. Denizi soracaktık bize su renginde diyeceklerdi. Ama
biz suyun rengini ve şeklini bilemeyecektik. Gökyüzüne bakmayı çok isteyecektik
parlayan güneşin ışıltılarını üstümüze bırakmasını gözlemlemek isteyecektik
beklide ama yapamayacaktık. Her şeyden önemlisi kendimizi bir aynada görmek
isteyecektik ama kendimizin bile neye benzediğini bilmeyecektik. Gözlerimizin
güzelliğini öğrenemeyecektik.
İşte bakın sanırım mutlu olmak için bir çok sebebimiz var. İnsanın düşünceleri
neyse duyguları da o yönde şekil alır. Bence düşüncelerimize pozitif olmayı
eklemeyi unutmamalıyız.
Herkesin bir mutluluk mucizesi vardır. Haydi o nu keşfetmeyi deneyin...
|
|
Çarşamba, 30 Eylül 2009 09:23 tarihinde güncellendi |
|